2/15/10
14 şubat geçip giderken
aradaki okyanusu düşünürsün...
dünyanın neredeyse bir yarısını.
elden bişey gelmez.
açıp arayamazsın, günün bile aynı kısmını yaşayamadığından.
yaşadıklarını hatırlayabilirsin sadece, yaşadıklarına ve yaşayacaklarına duyduğun özlemi,
ve saate bakarsın
14 şubat da gelir geçer
sen öylece bakarsın elden bişey gelmeden
2/10/10
Tiger Woods
Yok dünyanın en çok kazana sporcusuymuş, beyazların oyunu golfte ortalığı darma duman etmiş. Adamın asıl olayı ortaya çıktı. Geçen aylarda Orlandodaki evinin önünde ağaca çarpan Tiger Woods, daha sonra medya odapı haline geldi. Sebebi ise, yaklaşık 17 civarında metresi olduğunu öğrenen karısı dayak atmış bizim Tiger’a. Bu arada 17 gayriresmi bir sayı.
İçlerinde porno yıldızları, playboy starları, daha ne biliyim 17 say say bitmiyor kişiler bulunan liste ile, Tiger Woods sporu yada kazandığı para ile değil, libidosuyla öne çıkmayı başardı.
Ailemle ilişkilerimi toparlayacam diye golfe süresiz ara vermiş ama, 17 amca ne bırakmışsın ki. Çözüm olaraktan seks bağımlılığı sebebiyle rehabilitasyon kliniğine yatırılmıştı diye duydum kendisini. Super Bowldan hemen önce karısı rehabilitasyondan çıkarmış amcamı. Heralde yine güvenemedi zincire vurmaya gitti çıkar çıkmaz. 17 be amca arada nefes alaydın… Teyze sana da diyorum, 17 ya geyikte o kadar boynuz yok…
PS: gayriresmi sayılar şuradan alınmıştır
2/9/10
2/6/10
Son dakikada ödev teslimi
Ne zamandır yaşamadığım bir heyecendı. yaklaşık 1 saat önce, son teslim dakikasına 3 dakika kala submit butonuna tıklamak suretiyle, 90+3te gol atmışçasına çevirdim maçı. son 15 dakikaya kadar çalışmadığını da düşünürsek… Neyse, bu heyecanı yaşamak isterseniz ahanda size tarifi:
1- “Bu bilgisayar bozuk olm, bunda ödev yapılmaz” Bunu diyen insanlar genelde ne yapar, gider başka bilgisayar bulur. Ben ne yaptım? Şekil A ya işaret etmek istiyorum bu noktada:
Bozuk dediğim bilgisayarın her parçasını sökmeme rağmen fonksiyonalitesinden hiçbirşey kaybetmemesinden ayrıca gaz alan ben, en sonunda güç düğmesini söktüm. Bu sefer gerçekten kapandı. İyi de ben bunu niye yaptım? Ses çıkarmıyodu diye. Proje teslimine bir gün kala tam uğraşılacak şey. Ama evdeki bozuk kulanlığın da yardımıyla bozuk kablolara yama yapılaraktan hoparlörlerden en az birisi eski gücüne kavuştu. Ötekisi için yeni projenin gelmesini bekliyorum. Bu sefer elimden kurtulamaz, kesin vida artırırım.
2- “Canım kek istedi lan” Etrafta pastane de göremeyince buralarda, büyük dert oluyor tabi. 6 aydan sonra da insanın canı isteyince evler aranıyor, tarifler bulunmaya kasılıyor. Sonuç mu? bir sonraki resme dikkat çekmek istiyorum:
Yumurta bile bırak git diyor, Senin işin değil olm bu diyor. hatta yumurtanın uzunca zaman canını vermediğini kanıtlamak için 2. bir resmi de göstermeyi ödev bilirim kendime
Bu resimler nasıl bu derece ayar oldu bilmem ama, asıl görevi bol baharatlı cipsleri saklamak olan koskoca kabın içine düşmemek için direnen yumurtanın mücadelesini görüyoruz. Arka tarafta hala 2 yumurta aynı şekilde bekliyor, onlarda benim gibi şaşkınlıkla bekliyor düşmesini yumurtanın. Nasıl düşmedi nasıl direndi bilmem ama kazma kürekle dalmak gerektirdi kendisine.
3- “Bu bozuk çıktı, işe de yaramaz zaten, iade etmek lazım” direnen yumurtanın açlık grevi sona erdikten sonra hazırlanan kekin de tuğla kıvamında olmasından yola çıkaraktan, ödev teslim tarihine 4 saat kalınca akla gelen mikser iadesi. Wal-Mart menşeli “Ne alırsan al gel” feylesofyasından ötürü kaptığım gibi mikseri gittim, 20 dolarını geri aldım. ne işime yaradı, ödevden 1 saat daha yedim :)
Eve geri dönünce 3 saat kala elde çalışan birşey olmadığını görünce yumurtanın kapıya dayandığını farkederekten, ödeve yumulup, 3 saat içinde kopyala-yapıştır mühendisliğinin harikası olaraktan, yarısını 1 önceki ödevden, “aynısıymış lan bu” diyerekten alıp çakaraktan, 30 dakika kala ödev compile edilmeye çalışılır, 15 dakika kala compile edilip, debugging’e geçilir, 10 dakika kala rapor tamamlanıp, son 5 dakika kala aket hazırlamasına geçilir. Sonradan rapora yazılmadığı farkedilen şeyler de artık çok geç denilip, dosya açıklamasına eklenip, 3 dakika kala ödev teslimi butonuna basılır. Bu kadar uğraşmaya bu derse A getirsem en azından…
Yazının konusu daha çok heyecanlı geçen bir hafta olmuş ama, içim içime sığmıyor son dakika golünden sonra :) Ama bu pazar günü Super Bowl maçından sonra maçla ilgili daha mantıklı, daha amaçlı birşeyler yazmayı planlıyorum, hayde görüşürüz.
2/1/10
Amerikanyanın şekeri
Keklere tat vermiyor arkadaş. Ne yaparsam yapayım kek olarak yola çıktığım ürün vakfı kebir ekmeğinden koşar adım uzaklaşamıyor…
Tepsi de yamuk durmuş çinde şimdi farkettim.
PS: Uzun zamandır yazmıyorum, ama bilgisayardan gına geldi artık, kaldırıp atamıyorum da ondandır…
1/5/10
Ankara ve İlçeleri.

Ankara denince akla hep siyaset, bürokrasi, grilik, estetikten uzak binalar, İ. Melih Gökçek (içleri ısıtan gülümsemesi hariç) vb. itici kavramlar gelir. Özellikle İzmirliler ve İstanbullular tarafından köy muamelesi gören bu güzide şehir, bütün ülke insanı tarafından "Köyden başkent yaparsan anca bu kadar olur" gibi aslı astarı olmayan iddialarla aşağılanmaya çalışılır. Ama araştırmacı ruhumuzun verdiği gazla online kaynakları kullanarak yaptığımız küçük bi araştırma sonucunda Ankara'nın ve ilçelerinin ülkemizin kültürel mirasına sadece müzik alanında bile ne kadar büyük bir katkı yaptığını gördük:
Peçenekli Süleyman.
Bozkırlı Coşkun.
Başkentli Resul, Gökhan, Yasin.
Avşarlı Ersoy.
Sincanlı Mustafa, Fehmi, Erkal.
Beypazarlı İlyas, Orkun, Oğuzhan, Gökhan, Ahmet, Halit.
Ankaralı Namık, Turgut, Yasemin, Coşkun, Doğan, Ayşe.
Ayaşlı Serhat, Emre.
Kayaşlı Murat, Barış.
Yenikentli Nadir.
Balalı Ferhat, Şahin Kardeşler, Memet.
Akyurtlu Hüseyin, Mehmet.
Çamlıdereli Fevzi.
Çubuklu Cem, Yaşar, Ali Dayı.
Elmadağlı Adnan, Çağrı, Emrah.
Haymanalı İdo, Celal, Zeliha, Dedo, Mehmet Doğan.
Gölbaşılı Erdoğan, Ufuk, Niyazi, Berkay.
Kazanlı Mustafa, Mehmet, Mesut, Volkan.
Mamaklı Yasin, Ferdi, Onur.
Kızılcahamamlı (Şentepeli) Ahmet.
Keçiörenli Deniz, Ferdi, İsmail, Hüseyin.
Gerek kendini bütün şehre mal etmiş gerek ilçesinin kültür bayrağını göndere çekmiş bir çok sanatçı bizlere ve gelecek nesillere unutulmaz eserler bırakmaya kararlı görünüyor. Özellikle sadece evleri ve gümüş işleriyle ün salan Beypazarı'nın arka planda unutulan müzik kültürü göze çarpıyor.
Burada bir örnek olması ve insanı titreterek kendine getirmesi amaçlı bir de örnek verelim ve vatandaşlık görevimizi yapmış olmanın verdiği huzurla konuyu kapatalım. Ferdi Tayfur'un "Emmoğlu"sunu caz yapan Fatih Erkoç'un "Pıtı Pıtı Atıyor Kalbim" çalışmasına Başkentli Resul'den kendine has bir yorum:
NOt: Unuttuğumuz bütün ustalara da burdan saygılarımızı sunuyoruz.
1/2/10
2010 Sugar Bowl
İsminden “şekerine ya da sakızına maç” gibi anlaşılsa da BCSin şampiyonluk maçı dışındaki en prestijli 4 maçından birisi olarak idrak edebildiğim maç az önce sonuçlandı. Maçta karşı karşıya gelen takımlar olan Florida ve Cincinnati olmasına rağmen, maçtan sonra öne çıkan insanlık sınırlarını zorlayarak oratlığı darma duman eden, üniversite futbolunun neredeyse bütün rekorlarını altüst eden Tim Tebow ve Florida ofansif takımı oldu. Şimdiye kadar zilyon tane rekoru zaten kırmış olan Tebow 2-3 tane rekor daha kırmış, fln fln.
En son Alabamadan fena tokat yiyen takımı görünce, çekişmeli maç olur diye evde televizyon karşısına toplanacaktık ki, ilk yarıda hayvanlar 37-3 yaptılar. Sağolsunlar ikinci yarıda azcık yaydılar da maçın sonucunun belirlenmesiyle herkesin ayrılmasından sonra açtığım Age of Empires 2 görevlerinden arada bir kafamı kaldırmaya değer birşey çıktı ortaya. Ulan madem böyle oynayabiliyorsunuz, geçen maçta neredeydiniz, şampiyonluk görürdük dünya gözüyle. Misafirlere de rezil olduk maç rezil olunca ne yapsak ki şimdi…
Maçın sonucu kesinleştiğinde hemen üstteki resimde gördüğümüz, önemli maçların sonunda yapılan bir college football geleneğine tanık olduk. Futbolcular sevinçten Gatorade termosunu kaptıkları gibi koçun başından aşağı döküyorlar. Buna da Gatorade Shower deniyor, ama bu soğuklarda adamın şaftını kaydırmaktan başka ne halta yarar bilemiyorum.