10/12/10
bitti
Bir de Aykut, lan olm gördünmü Alim sakal bıyık bırakmış :)
7/29/10
Eylemsizlik
Sapına kadar hemde. İstesen de yapamamak, başlayıp başlayıp durup kalmak. Zaten kısa bir yetenek kısıtlaması ile sınırlandırılmak. Hani insan kendi bedenine hapis olmuş gibi laflar ederler ya, aynen öyle. Kabiliyet kesintisi geçti derken de artık eylemsiz takılmaya alışmışlıktan kalmak.
Bu arada Aykut lan birşeyler yaz da okuyacak birşeyler olsun en azından, ne biliyim link paylaş birşeyler et.
5/26/10
Lost'un gizli anlamı

5/24/10
Lost finalinden canlı yayın
Hehheeee. Havai antenle high definition çeken abc’den orcinal orcinal sıcağı sıcağına LOST izliyorum ey Türk gençliği.
Sizlere de tavsiyem, “Target” adlı firmanın lost finaline özel reklamları var, youtubeda varsa onları izleyin derim. Hayde gençler rastgele…
5/14/10
Uzun bir aradan sonra
Serzenişlerimle yine buradayım.
Bu sefer sıkıntım ney mi?
Buradaki antenler.
Herşey plastik mi olur, her bir şey plastik şeylere mi konur. Smirnoff plastik şişede, Bacardi plastik şişede. Türkiyede cam kavanozda bulmaya alıştığım her bir zıkkım plastik kavanozlarda. Hadi onları geçtim, otobüsün camını niye plastikten yaparsınız. Kafamı dayadığım gibi otobüsün öbür tarafına geçiyordum insafsızlar!
Gelmeyin lan buraya, kaçın hatta! Memleket manyak dolu…
4/5/10
Nisanda bir gün
Önce:
Sonra:
Ya da bıçaklanmış uçamayan balonun hazin sonu. Önce ya da sonra, paskalya bayramınız mübarek olsun.
3/19/10
Global futbol anlayışı
Bizim memlekette futbol hep erkeklerin tek başlarına izlediği, kadınların hazzetmediği bir aktivite olarak görülür genel olarak. Ama bakın eloğlu futbolu nasıl yaşıyor.
Amerikalılar futboldan böyle bir eğlence çıkartıyor. Ailecek gidiyorlar, pikniklerini yapıyorar, arabalarının arkasından çıkarttıkları jeneratör ve plazma tvlerinde de hep beraber alkolik içeceklerin ve mangal mahsullerinin keyfini çıkartıyorlar. Neden bizde aileleri çatlatacak bir eylem gavurların ailele eğlencesi olabiliyor? Sorarım sizlere!
3/5/10
Ordu Yapılanmasında Yeni Anlayış: Starship Troopers

Bu ara kapıldığım Star Wars rüzgarının ardından, uzay temalı sci-fi film arayışımda imdb'de yaklaşık 80bin kişiden aldığı 7.2 ile güzel bir yapım olabileceği intibası uyandıran bir filmden kısaca bahsedeceğim: Starship Troopers.
İzlerken senaristiyle yönetmeniyle oyuncularıyla bir erotik film ekibiyle çekildiğinden şüphe ettiren bu yapımı kısaca anlatacak olursak: Gelecek bir zamanda askeri dikta altında birleşen dünya, karantina altında bulunan bir gezegendeki dev böceklerin azıtmaları sonucu savaşa girer. Tamamı karikatür tiplerden oluşan oyuncu kadromuzun kahramanlıklarının ardı arkası gelmez ve zafer kazanılır. Tabi bunda koğuşta, tuvalette, duşta, savaş alanında sürekli beraber olan kadınlı erkekli ordunun sürekli "biz o. çocuğuyduk" ekolünden bir lise sınıfı gibi sinirden stresten uzak laubali tavırlarının saha performansını hayal edilemez şekilde artırarak her askeri kahraman haline getirmesinin payı büyük. Bir sahnede başroldeki subayımız, çavuşuyla sevişirken daha üst rütbeli başka bir subayın çadıra girip "Bilmem nereye sevkediliyoruz ama siz işinizi bitirin, 20 dakikanız var" diyerek onlara çanak tutması ne demek istediğimi anlatmıştır size umarım.
Eğer hayallerdeki ordu yapısını görmek ve ağzınızı açık bırakacak bir film izleyip, kahramanlık öykülerinden ilham almak istiyorsanız bu filmi mutlaka izleyin. Tabi TVde izdivaç programı bile olsa izleyecek daha iyi bişeyiniz yoksa.
3/4/10
Boston legal
Nasıl kaçış gözümden, nasıl olmuş da izlememişim şimdiye kadar? Ünlü oyuncu olaraktan sadece William Shatner a.k.a. Captain Kirk var bildiğim kadarıyla, diğerlerini en azından ben tanımıyorum. Legal komedi olaraktan ilerleyen dizi aslında kısaca, bulabildiğin kadar sıyırmış avukatı biryere toplarsan ne olur diye açıklanabilir. 2003-2008 arasında ABC de oynamış, 5 emmy kazanıp, sonra grey’s anatomynin gelişiyle abc nin gözünden düşüp yayından kaldıılmış bir dizi olaraktan, haftada bir pazar gceleri izliyorum, herkese de tavsiye ederim. Ohooho, ben zaten izliyorum/izledim bunu diyorsanız da ayıp değil mi niye söylemiyonuz madem?
3/3/10
hşş aykut
2/15/10
14 şubat geçip giderken
aradaki okyanusu düşünürsün...
dünyanın neredeyse bir yarısını.
elden bişey gelmez.
açıp arayamazsın, günün bile aynı kısmını yaşayamadığından.
yaşadıklarını hatırlayabilirsin sadece, yaşadıklarına ve yaşayacaklarına duyduğun özlemi,
ve saate bakarsın
14 şubat da gelir geçer
sen öylece bakarsın elden bişey gelmeden
2/10/10
Tiger Woods
Yok dünyanın en çok kazana sporcusuymuş, beyazların oyunu golfte ortalığı darma duman etmiş. Adamın asıl olayı ortaya çıktı. Geçen aylarda Orlandodaki evinin önünde ağaca çarpan Tiger Woods, daha sonra medya odapı haline geldi. Sebebi ise, yaklaşık 17 civarında metresi olduğunu öğrenen karısı dayak atmış bizim Tiger’a. Bu arada 17 gayriresmi bir sayı.
İçlerinde porno yıldızları, playboy starları, daha ne biliyim 17 say say bitmiyor kişiler bulunan liste ile, Tiger Woods sporu yada kazandığı para ile değil, libidosuyla öne çıkmayı başardı.
Ailemle ilişkilerimi toparlayacam diye golfe süresiz ara vermiş ama, 17 amca ne bırakmışsın ki. Çözüm olaraktan seks bağımlılığı sebebiyle rehabilitasyon kliniğine yatırılmıştı diye duydum kendisini. Super Bowldan hemen önce karısı rehabilitasyondan çıkarmış amcamı. Heralde yine güvenemedi zincire vurmaya gitti çıkar çıkmaz. 17 be amca arada nefes alaydın… Teyze sana da diyorum, 17 ya geyikte o kadar boynuz yok…
PS: gayriresmi sayılar şuradan alınmıştır
2/9/10
2/6/10
Son dakikada ödev teslimi
Ne zamandır yaşamadığım bir heyecendı. yaklaşık 1 saat önce, son teslim dakikasına 3 dakika kala submit butonuna tıklamak suretiyle, 90+3te gol atmışçasına çevirdim maçı. son 15 dakikaya kadar çalışmadığını da düşünürsek… Neyse, bu heyecanı yaşamak isterseniz ahanda size tarifi:
1- “Bu bilgisayar bozuk olm, bunda ödev yapılmaz” Bunu diyen insanlar genelde ne yapar, gider başka bilgisayar bulur. Ben ne yaptım? Şekil A ya işaret etmek istiyorum bu noktada:
Bozuk dediğim bilgisayarın her parçasını sökmeme rağmen fonksiyonalitesinden hiçbirşey kaybetmemesinden ayrıca gaz alan ben, en sonunda güç düğmesini söktüm. Bu sefer gerçekten kapandı. İyi de ben bunu niye yaptım? Ses çıkarmıyodu diye. Proje teslimine bir gün kala tam uğraşılacak şey. Ama evdeki bozuk kulanlığın da yardımıyla bozuk kablolara yama yapılaraktan hoparlörlerden en az birisi eski gücüne kavuştu. Ötekisi için yeni projenin gelmesini bekliyorum. Bu sefer elimden kurtulamaz, kesin vida artırırım.
2- “Canım kek istedi lan” Etrafta pastane de göremeyince buralarda, büyük dert oluyor tabi. 6 aydan sonra da insanın canı isteyince evler aranıyor, tarifler bulunmaya kasılıyor. Sonuç mu? bir sonraki resme dikkat çekmek istiyorum:
Yumurta bile bırak git diyor, Senin işin değil olm bu diyor. hatta yumurtanın uzunca zaman canını vermediğini kanıtlamak için 2. bir resmi de göstermeyi ödev bilirim kendime
Bu resimler nasıl bu derece ayar oldu bilmem ama, asıl görevi bol baharatlı cipsleri saklamak olan koskoca kabın içine düşmemek için direnen yumurtanın mücadelesini görüyoruz. Arka tarafta hala 2 yumurta aynı şekilde bekliyor, onlarda benim gibi şaşkınlıkla bekliyor düşmesini yumurtanın. Nasıl düşmedi nasıl direndi bilmem ama kazma kürekle dalmak gerektirdi kendisine.
3- “Bu bozuk çıktı, işe de yaramaz zaten, iade etmek lazım” direnen yumurtanın açlık grevi sona erdikten sonra hazırlanan kekin de tuğla kıvamında olmasından yola çıkaraktan, ödev teslim tarihine 4 saat kalınca akla gelen mikser iadesi. Wal-Mart menşeli “Ne alırsan al gel” feylesofyasından ötürü kaptığım gibi mikseri gittim, 20 dolarını geri aldım. ne işime yaradı, ödevden 1 saat daha yedim :)
Eve geri dönünce 3 saat kala elde çalışan birşey olmadığını görünce yumurtanın kapıya dayandığını farkederekten, ödeve yumulup, 3 saat içinde kopyala-yapıştır mühendisliğinin harikası olaraktan, yarısını 1 önceki ödevden, “aynısıymış lan bu” diyerekten alıp çakaraktan, 30 dakika kala ödev compile edilmeye çalışılır, 15 dakika kala compile edilip, debugging’e geçilir, 10 dakika kala rapor tamamlanıp, son 5 dakika kala aket hazırlamasına geçilir. Sonradan rapora yazılmadığı farkedilen şeyler de artık çok geç denilip, dosya açıklamasına eklenip, 3 dakika kala ödev teslimi butonuna basılır. Bu kadar uğraşmaya bu derse A getirsem en azından…
Yazının konusu daha çok heyecanlı geçen bir hafta olmuş ama, içim içime sığmıyor son dakika golünden sonra :) Ama bu pazar günü Super Bowl maçından sonra maçla ilgili daha mantıklı, daha amaçlı birşeyler yazmayı planlıyorum, hayde görüşürüz.
2/1/10
Amerikanyanın şekeri
Keklere tat vermiyor arkadaş. Ne yaparsam yapayım kek olarak yola çıktığım ürün vakfı kebir ekmeğinden koşar adım uzaklaşamıyor…
Tepsi de yamuk durmuş çinde şimdi farkettim.
PS: Uzun zamandır yazmıyorum, ama bilgisayardan gına geldi artık, kaldırıp atamıyorum da ondandır…
1/5/10
Ankara ve İlçeleri.

Ankara denince akla hep siyaset, bürokrasi, grilik, estetikten uzak binalar, İ. Melih Gökçek (içleri ısıtan gülümsemesi hariç) vb. itici kavramlar gelir. Özellikle İzmirliler ve İstanbullular tarafından köy muamelesi gören bu güzide şehir, bütün ülke insanı tarafından "Köyden başkent yaparsan anca bu kadar olur" gibi aslı astarı olmayan iddialarla aşağılanmaya çalışılır. Ama araştırmacı ruhumuzun verdiği gazla online kaynakları kullanarak yaptığımız küçük bi araştırma sonucunda Ankara'nın ve ilçelerinin ülkemizin kültürel mirasına sadece müzik alanında bile ne kadar büyük bir katkı yaptığını gördük:
Peçenekli Süleyman.
Bozkırlı Coşkun.
Başkentli Resul, Gökhan, Yasin.
Avşarlı Ersoy.
Sincanlı Mustafa, Fehmi, Erkal.
Beypazarlı İlyas, Orkun, Oğuzhan, Gökhan, Ahmet, Halit.
Ankaralı Namık, Turgut, Yasemin, Coşkun, Doğan, Ayşe.
Ayaşlı Serhat, Emre.
Kayaşlı Murat, Barış.
Yenikentli Nadir.
Balalı Ferhat, Şahin Kardeşler, Memet.
Akyurtlu Hüseyin, Mehmet.
Çamlıdereli Fevzi.
Çubuklu Cem, Yaşar, Ali Dayı.
Elmadağlı Adnan, Çağrı, Emrah.
Haymanalı İdo, Celal, Zeliha, Dedo, Mehmet Doğan.
Gölbaşılı Erdoğan, Ufuk, Niyazi, Berkay.
Kazanlı Mustafa, Mehmet, Mesut, Volkan.
Mamaklı Yasin, Ferdi, Onur.
Kızılcahamamlı (Şentepeli) Ahmet.
Keçiörenli Deniz, Ferdi, İsmail, Hüseyin.
Gerek kendini bütün şehre mal etmiş gerek ilçesinin kültür bayrağını göndere çekmiş bir çok sanatçı bizlere ve gelecek nesillere unutulmaz eserler bırakmaya kararlı görünüyor. Özellikle sadece evleri ve gümüş işleriyle ün salan Beypazarı'nın arka planda unutulan müzik kültürü göze çarpıyor.
Burada bir örnek olması ve insanı titreterek kendine getirmesi amaçlı bir de örnek verelim ve vatandaşlık görevimizi yapmış olmanın verdiği huzurla konuyu kapatalım. Ferdi Tayfur'un "Emmoğlu"sunu caz yapan Fatih Erkoç'un "Pıtı Pıtı Atıyor Kalbim" çalışmasına Başkentli Resul'den kendine has bir yorum:
NOt: Unuttuğumuz bütün ustalara da burdan saygılarımızı sunuyoruz.
1/2/10
2010 Sugar Bowl
İsminden “şekerine ya da sakızına maç” gibi anlaşılsa da BCSin şampiyonluk maçı dışındaki en prestijli 4 maçından birisi olarak idrak edebildiğim maç az önce sonuçlandı. Maçta karşı karşıya gelen takımlar olan Florida ve Cincinnati olmasına rağmen, maçtan sonra öne çıkan insanlık sınırlarını zorlayarak oratlığı darma duman eden, üniversite futbolunun neredeyse bütün rekorlarını altüst eden Tim Tebow ve Florida ofansif takımı oldu. Şimdiye kadar zilyon tane rekoru zaten kırmış olan Tebow 2-3 tane rekor daha kırmış, fln fln.
En son Alabamadan fena tokat yiyen takımı görünce, çekişmeli maç olur diye evde televizyon karşısına toplanacaktık ki, ilk yarıda hayvanlar 37-3 yaptılar. Sağolsunlar ikinci yarıda azcık yaydılar da maçın sonucunun belirlenmesiyle herkesin ayrılmasından sonra açtığım Age of Empires 2 görevlerinden arada bir kafamı kaldırmaya değer birşey çıktı ortaya. Ulan madem böyle oynayabiliyorsunuz, geçen maçta neredeydiniz, şampiyonluk görürdük dünya gözüyle. Misafirlere de rezil olduk maç rezil olunca ne yapsak ki şimdi…
Maçın sonucu kesinleştiğinde hemen üstteki resimde gördüğümüz, önemli maçların sonunda yapılan bir college football geleneğine tanık olduk. Futbolcular sevinçten Gatorade termosunu kaptıkları gibi koçun başından aşağı döküyorlar. Buna da Gatorade Shower deniyor, ama bu soğuklarda adamın şaftını kaydırmaktan başka ne halta yarar bilemiyorum.
12/30/09
Akıllara zarar reklamlar bitmiyor…
Elimde daha malzeme olduğu devam ediyorum. Sarah Palinn’in memleketi Alaskadan bir reklamla yine karşınızdayım.
Bu bölgesel reklam, sadece Alaskada yayınlanıyor. Ama amcam alaskanın soğuğundan etkilenmemişçesine heryeri oynuyor maşallah.
12/29/09
Akıllara zarar senatör adayı
Akıllara zarar reklamlar serimize Jay Leno destekli devam ediyoruz. Bu sıradaki reklam bir senatör adayı tarafından hazırlanmış.
Şaka diiil muhittin!!! Hepsi gerçek…
12/28/09
Allah belanı versin Ubuntu
Bunlar mecburiyetten linux kullanmak zorunda kalan bir insanın yakarışlarıdır. İş güç diyerekten, her yan linux dolu olunca el altında bir tane olsun diyerekten cillop gibi vistayla çatır çutur çalışan, sorundan iz bulunmayan bilgisayara ubuntu kurup onu binbir güç bela çalıştıran bir insanın ( ki kurulum hikayesi daha ayrı, kanser edici, lanet okutucu binbir pislik içinden binbir zorlukların hikayesidir, istek üzerinde hikaye daha sonra anlatılabilir) update ile gelen bilgisayar hezeyanlarıdır. Az yukarıda da görebileceğiniz gibi, sövecem, tutamazsınız beni. Belki de sövmem, ne biliyim…
Herşey bu meymenetsiz pencere ile başladı. Daha geleli 1 ay olmuş, intel core i7 işlemcisine kadar son model binbir zamazingo ile donatılmış ofis bilgisayarıma 2 günde zar zor kurduğum ubuntu her gün olduğu gibi yine birsürü update ile önüme çıktı. 2 tık değilmi kur anasını satıyım dedim. 2 tıkladım. Kurmaya başladı. Sonra sağda solda trafikteki “Girilmez” işaretinden oturtmaya başladı bu kurulum sırasında. Len noluyoz demeye kalmadı, önüme başka bir pencere çıkarttı, broken package fln. Eee napıyım dedim, şuraya git, fix broken packages yaz, ben hallederim merak etme sen yazıyor. İyi bakalım dedim, ,yaptım dediğini.
Sonra farkettim ki dediği şey bu paketleri başka bir yerden yüklemekmiş, peki yüklerken ne oldu? Aynı pencere tekrar çıktı. teknolojinin son harikası ubuntu, bu yaptığımın aynısını yaparaktan sorunu çözeceğimi iddia ediyor. Sonsuz döngüye girdi dangalak kendi kendisine. Hasbinallah deyip, elle girişelim diyoruz, ne lan bunun derdi diyoruz. Sonradan anlıyorum ki, problem ubuntuyla beraber gelmeyen ekran kartı driverı. Ben buldum nvidiadan kurdum, şimdi ubuntu bende de var bu driver kurayım mı diyor. Kurabilsen dükkan senin de, kuramıyosun ki lan hayvan! Hayır verdiğin hata da adam gibi birşey olsa, şu dosyayı ben buraya koyacam, ama zaten var, tırstım ben kurmuyorum.
Sorunu nasıl çözmeyi başarabildik peki. Tamamen bilgisayarcı mantığı! En azından bu bazen işe yarıyor linuxda. ne var ne yok ekran kartıyla ilgili, hepsini bul 15 dakikada kaldır bilgisayardan, sorna bilgisayarı yeniden başlat. Sonra tekrar başlatınca gel gör ki o dosya ekran kartı yardımcı programlarından, (ubuntunun kendi sağladığı, lan madem kendin sağlıyon hesabını kitabını tut, gerekiyorsa kendin kaldır banane!) onu da kaldır tekrar yeniden başlat. Sonra, en son versiyon şeyleri tekrar kur, tekrar yeniden başlat. Tabi, ekran kartını oluşturunda da Ubuntunun şifreyi girdiğin penceresi ekrana sığmıyor, o halde başarmak gerekiyor ara adımları.
Hayır sonra farkettim, nvidia kendi veriyormuş linux driverlarını, nvidia vermiyor olsa toptan sıçtık yani…
Değerin bilinmiyor windows update, bunu bilir bunu söylerim…

